| |

|
 |
|
En büyük bilim adamları, yazarlar, filozoflar, politikacılar,
siyasetçiler ve daha niceleri aşkla şiirler, mektuplar yazmışlardır.
Onların aşkları bazen bir kadına, bazen bir görüşe, bazen de bir
ülkeye olmuştur. Sanattan aldığı ışıkla beslenmeden, sanatın içinde
yer almadan, sevgiyi ve aşkı bilmeden topluma ışık tutamaz, bir
çağın sorunlarını çözemezlerdi… Onlar savaşların ortasında, açlığın,
hastalığın pençesinde bile olsa sanatın ve aşkın gücünü kullanarak
insanlara seslenmişlerdir.
|
Nazım Hikmet’ten Piraye’ye…
KARIMA MEKTUP
Bir tanem!
Son mektubunda:
'Başım sızlıyor yüreğim sersem! ' diyorsun. |
 |
Seni asarlarsa seni kaybedersem; diyorsun; "yaşayamam!"
Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram
rüzgarda; yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı En fazla
bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı Ölüm, bir ipte
sallanan bir ölü...
Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki
sevgilim; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe
benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde
korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma!
Ben,
alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa
götüreceğim...
Karım benim! İyi yürekli, altın renkli, gözleri baldan
tatlı arım benim: ne diye yazdım sana istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak
bir ihtimal Paran varsa eğer bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı, Ve unutma ki daima iyi
şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı.
|
 |
 |
Voltaire’den, Catherine Olympe Du
Noyer’e
Voltaire, genç bir delikanlı iken, babası
tarafından Fransız elçiliğinde çalışmaya gönderilir. Hafifmeşrep bir
kadının kızı olan, Olympe ‘ye vurulur. Büyükelçi tarafından
hapsedilir. Sevgilisiyle kaçmak istese de başaramazlar. Voltaire
kötü bir sicille Fransa’ya döner.
“28 Kasım 1713 Burada kral adına hapsedilmiş
durundayım. Ama ancak canımı alabilirler, size olan sevgime
dokunamazlar. Evet, sevgili, tatlı sahibem, başımı giyotinle
kaybetmek pahasına bu gece seni göreceğim.”
|
 |
 |
 |
Karl MARX’tan Londra'daki Jenny Marx'a
mektup Manchester 21 Haziran, 1865
Karl Marx “işte binlerce cilt doldurabilirim/’Jenny’yazarak her
satırına”diyerek Jenny’e olan aşkının derinliğini anlatıyor. Jenny,
Karl Marx’ın uzun yıllar beraber olduğu ilk aşkıydı. Karl Marx’ın
hayatında sürekli bir hareketlilik vardı sürekli bir yerlere gider
yoksul bir hayat sürerdi fakat Jenny bu hayatta hiç bir zaman
rahatsız olmamış Marx’ın düşünce ve amaçlarını gerçekleştirmesinde
kendisine büyük yardımı dokunmuştur.
Yürekten sevdiğim,
Sana gene yazıyorum çünkü yalnızım ve çünkü
kafamın içinde seninle konuşurken senin bunu bilmiyor ya da bana
karşılık veremiyor olmana katlanamıyorum.
Kısa süreli ayrılıklar iyi oluyor, çünkü hep bir arada olununca her
şey hiç ayırt edilemeyecek kadar birbirine benzemeye başlıyor. Yana
yana durduklarında kuleler bile cüceleşirken, alelade ve ufak tefek
şeyler yakından bakınca kocamanlaşır. Küçük tedirginlikler onlara
yol açan nesneler göz önünden kaldırıldığında yok olabilir. Yan
yanalık dolayısıyla sıradanlaşan tutkularsa mesafenin büyüsüyle
yeniden büyüyüp doğal boyutlarına dönerler. Aşkım da öyle. Zamanın
aşkımı tıpkı güneş ve yağmurun bitkileri büyüttüğü gibi büyütmüş
olduğunu anlamam için senin bir an, sırf rüyada bile olsa, benden
koparılman yetiyor. Senden ayrılır ayrılmaz sana olan aşkım bütün
gerçekliğiyle kendini gösteriyor: O, ruhumun bütün enerjisiyle
yüreğimin bütün kişiliğini bir araya getiren bir dev. Böylece
yeniden insan olduğumu hissediyorum çünkü içim tutkuyla doluyor.
Araştırma ve çağdaş eğitimin bizi kucağına attığı belirsizlikler ve
bütün nesnel ve öznel izlenimlerimizde kusur bulmaya iten kuşkuculuk
bizi küçük, zayıf ve mızmız kılıyor. Ama aşk -Feurbachvari insana
aşk değil, metabolizmaya aşk değil, proletaryaya aşk değil-
sevdiğine aşk , yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor...
Dünyada çok dişi var,
kimileri de çok güzel. Ama ben, her bir hattı, hatta her bir
kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan
bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? Senin tatlı çehrende sonu
gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve
senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.
Hoşça kal canım. Seni ve
çocukları binlerce kere öperim.”
Senin,
Karl |
|
|
Napolyon Bonaparte’den, Josephine’e
Napolyon, 1794 yılında küçük bir subay,
Josephine ise, Paris sosyetesinin gözdelerinden genç bir dul olarak,
birbirlerine aşık olurlar. Birkaç yıl sonra Josephine
imparatoriçelik tacını giyer. Çocukları olmaz, ilişkileri fırtınalı
geçer, 1810’da boşanırlar. Napolyon, özellikle seferlerde olduğu
zamanlar birçok mektup yazar.
29 Aralık 1795 “Seninle
dopdolu olarak uyandım. Güzel yüzün, dün gecenin baş döndürücü
zevkleri, bir an bile aklımdan çıkmıyor. Tatlı, eşsiz Josephine!
Nasıl da gerip bir biçimde oynuyorsun kalbimle? Kalbim paramparça,
sana olan aşkım dinlenmeme izin vermiyor.
Demek üç saat sonra yeniden göreceğim seni. O
ana kadar binlerce öpücük sana, mio dolce amor! Ama öpücüklerimin
hiç birini bana geri verme, çünkü kanımı ateşliyorlar.”
1797 baharı “Artık
sizi sevmiyorum, tersine sizden nefret ediyorum. Bir cadısınız siz,
tam anlamıyla yoldan çıkmış, tam anlamıyla ahmak gerçek bir
Sindrella’sınız. Bana hiç yazmıyorsunuz, kocanızı hiç sevmiyor
musunuz? Mektuplarınızın ona ne kadar zevk verdiğini biliyorsunuz
ama yine de eliniz ona beş-altı satır çiziktirmeye varmıyor.
Peki, bütün gün ne
yapıyorsunuz Madam? Sizi sadık sevgilinize yazmaya vakit bulmaktan
alıkoyacak denli yaşamsal bir uğraş içinde misiniz? Hangi bağlılık
ona vaat ettiğiniz sevgiyi sevecen ve sürekli sevgiyi boğmanıza, bir
kenara atmanıza neden olabilir ki? Her anınızı dolduran, günlerinizi
yöneten ve ilginizi kocanıza adamanıza engel olan bu harikulade yeni
aşık kim olabilir? Bakın söylüyorum Josephine, bir gece kapılar
kırılacak ve karşınızda beni göreceksiniz.
Aslında sevgilim sizden
haber alamamak beni kaygılandırıyor, yüreğimi coşku ve sevinçle
dolduran o güzel sözlerden oluşan dört sayfalık bir mektup yazın
bana hemen.
Çok yakında sizi kollarıma
almayı, sizi ekvator güneşi gibi kavurucu bir milyon buseye boğmayı
ümit ediyorum…”
|
 |
|
|
Hürrem Sultan’dan Kanuniye
“Hazret-i Sultanım,
Yüzümü
yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra, benim
devletimin güneşi ve sermayesi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine
yanmış ciğeri kebap, göğsü harap, gözü yaş dolu, gecesi gündüzünden
ayırt edemeyen, özlem denizine düşmüş çaresiz, aşkınız ile divane,
Ferhat ile Mecnun’dan beter tutkun kölenizi sorarsanız ne ki
sultanımdan ayrıyım. Bülbül gibi ah ve feryadım dinmeyip
ayrılığından (öyle) bir halim var ki Hak kafir olan kullarına dahi
vermesin. Benim devletim, benim sultanım, ayrıca bir buçuk ay oldu
ki sultanım tarafından bir haber belirmedi. Hak en çok bilenlerin
bilenidir ki bu gidişle, rahat yüzü görmeyip gece sabaha dek,
sabahtan geceye dek bidüziye ağlayıp kendi hayatımdan el yuyup,
dünya gözüme dar olup, bilmem ne edip neyleyeceğim.
Zar eyleyip ağlayıp inleyerek gözüm kapıları gözlerken o eşi ve
benzeri olmayan alemlerin Rabbi, aleme acıyan Allah, bütün aleme
yardım edip, fetih haberini yetişti ve işitince Hak biliyor ki benim
padişahım, benim sultanım, ölmüş idim taze can bağışladı. Yüce
Allah’a bin şükürler, o yüce kapısına varılıp şenlikler mutluluklar
oldu. Bütün alem karanlıklar içinden çıkıp Hakkın esirgeyiciliğine
daldılar Allah’a şükürler olsun, minnet o Hüda’ya. Daima benim
sultanım, benim padişahım, dünya ve ahiret sultanı dayanağım,
dünyaya baktığım iki gözümün ışığı, sermayesi, şahım sultanım,
gazalar edip düşmanları toprak olup memleketler alıp yedi iklim
zapptedesin. İnsan ve cin emrinize boyun eğip her bela ve kazadan
Hak saklayıp kutsal kalbinden geçen her muradını kolay ede.
Yardımcın olan Hızır İlyas arkanda olsun. Bütün emriler peygamberler
üzerinizde hazır ve nazır ola. Bütün dünya mutlu gölgenizde hoşça
yaşayıp mutlu ve gülen olalar.”
|
 |
  |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|